Tarayıcınız bu site için -ve hatta günümüz internet teknolojisi için- yetersiz durumda. Lütfen tarayıcınızı güncelleyin.

Önerdiğimiz bir kaç tarayıcı:

Firefox 3.5+
Google Chrome 1+
Safari 3+
Opera 9.5+

Gizle

Bizden Zarar Gelmez

Kim demiş zarar gelir diye?

‘şiir’ Etiketli Zararsızlar

şu an… an… nerede?

bir damla düştü sessizce
belirsizliğin karanlığına
senin için…
gözlerine dolduğunda hüzün,
acı gizlendi dudaklarının kıvrımlarına,
ve sonra değdi dudakların, dudaklarıma…
acısız tek an dudaklarındı artık…
zaman geç kalıyor,
sadece beklediğinde geçmesini
ölüm sarana dek tüm bedenimi,
kollarında olma ihtimali tek düşlediğim
geçmişte dolaşıyorum her an,
kafamda durmayan sahnelerde…
şu an… an… nerede?
geleceğim, hoşçakal!

01.03.2011 – 06:37

hiç sevmezdi alelacele şeyleri

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
yağmurun yüzünü yıkamadan dinmesini
kuş cıvıltılarına doyamadan bahar,
ağaçların yapraklarını döküvermesini

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
mutluluğun kısa anlara sıkışıp gitmesini
zaman yenilerken doğayı,
yapraksız kalmayı kuruyan bir ağaç gibi

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
kovalarken yelkovan akrebi
her şey acele, he şey anlık,
her şey yarım kalacaktı sanki

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
alelacele akan bir sonbahar gecesi
bir anda çoğaldı içindeki kaos,
ilk defa aceleciydi sevgiyle kalbi

hiç kısmadı parlayan gecede gözlerini
parlayan o yüz, aşkı yüreğine işledi
gözlerinden içeri yaşam dolarken,
içindeki kasvet ve karanlık irkildi

hiç çıkmadı sonraki gecelerde düşüncesi
benliğine saplanan o bakışlar, onu değiştirdi
alelacele bağlanmıştı ona…
ve sonunda taşmıştı kalbinden sevgi

hiç bilmediği bir mutluluktu içindeki
zaman çok aceleciydi, olmadığı kadar vahşi
ne akıl, ne mantık, ne de başka bir şey,
yetişemiyordu hislerinin hızına, o gözler dahi

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
alelacele kırıldı kalbi
kabullenmekte zorlansa da anladı,
bazı şeylerin hiçbir zaman değişmeyeceğini

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
alelacele kırıkları tamir etti
alelacele kırıldı tekrar… alelacele…tekrar… ve tekrar…
zaman bu denli tüketmemişti, bu denli aceleci

hiç sevmezdi alelacele şeyleri
kaçmakta nefes alelacele ciğerinden şimdi
kanı çekiliyor sanki her an bedeninden,
sanki ölüm peşinde alelacele şimdi

hiç kalmadı umut zerresi
dünden söndürülmüş bu günün ateşi
her şeyi başarabilir ama,
diriltemez ölen isteklerini

aşk olmak için…

haklısın dedi kadın;
aşkta mantık aranmaz…
ne çok duymuştu adam haklısın kelimesini,
onun dudaklarından…….
baştan sona bir savaştır hayat,
ikilemler arasında sürüp giden…
her an etki ve tepkiyle ilerleyen
bir benliğe sızdığında aşk;
hislerin kaosu artar derinde,
ne aklın, ne mantığın sesi karşı duramaz,
kalp sevgiyle bütünleştiğinde…
hislerin hükmü altına girer o benlik,
farkına varamaz bir süre değişenlerin
sevgisi kadar çok vermek ister
ve almak ister hisleri kadar çok…
zamanın en acımaz etkisidir ruhta, yorgunluk;
o adam… haklı olmaktan yorgun düşer
umutsuzluktur, karanlıkta ışıkları körleştiren
karşılıksız kalanlarda yorgun düşer umut…
vermezsen, alamazsın…
kendini vermen gerekir hayata…
kendini vermen gerekir aşka…
aşk olmak için…

28.12.2010

ceset hayat

ne yeter ki bunu anlatmaya…
kaç kelime var elimde?

yıkılan hayallerin,
hafızaya kazındıkları noktalara,
dokunduğunda kanatmayan,
bir an var mıdır hayatta?

yürüyen bir gölge yaşam…
ölümden habersiz ölülerin,
kendilerini avutma sahnesi
duru kalplerin acı girdabı…

umudun sonsuz yanılgısıyla,
hislerin işkence çarkında
çıkarsa da beynin gerçeği,
yalan kılıfından kıvrakça
inanamazsın tüm olanlara
konduramaz yüreğin, bilsen de
inançsızlık siler yavaşça,
feda ettiğin ne varsa

kalır geriye sevdan sadece…
hüzüne sarılan yaşlarla

her gece bakarsın karanlık göğe
bir yıldız bile gülümsemezse…
senin mahvındır!
dünyaya yalvarırken dön diye,
onun durup, yayması ölümü ömrüne

geceden…

ya karanlık ve huzuru ver bana,
unuttur yaşamı…
ya da yıka bulanık suyunda,
arınmaz ruhumu…
gece olurken beni sarmala,
dünya gözlerimi kapadığında

zor belirsiz…

zor anlar var hayatta…
havanın ciğerlere ulaşmaya direndiği,
gözlerinizin titrerken, ağlayamamaktan ağrıdığı,
hayallerin umutlarca terk edildiği,
belirsizliklerin dallanıp budaklanan
silik yollara çevirdiği hayatta…

beni öldür!

beni öldür, al hislerimi
durduramam onları
içimde büyüyüp sonsuzu aştılar
beni öldür, vererek aşkı
sevgini okşayamam
tereddüt titretirken seni
beni öldür, giderken
ellerindeyken kalbim
düştükçe gözlerime yürür kanım

karanlıkta kurur ağaçın

Durup düşüncenin derinliklerine daldığın anlarada
Kafandaki tüm sesler birleşip aynı şeyi fısıldadığında
Özgürlüğün kızgınlığı sönüp karanlıkta uzaklaştığında
Yanacak düşlerin, içindeki ağaç kuruduğunda
Kapalı gözlerin kara bir bağla, soğuk betonda ilerliyor kör adımların
Bilinçsizce eziyorsun başka düşleri… Her adımda daha da sessizleşiyor kalbin
Dönüşü olmayan boşluğa giderken, önce düştü hislerin yavaşça
Kaskatı bir demir olurken ruhun, üşümüyor artık ayakların ölümün soğukluğunda
Çiğnerken masum ve güzel olanı, titremiyor bir an bile için
Korku fısıltıları seni sarıp, özgürlük çığlıklarını susturduğunda

durgun zaman…

gece vuruyor, karanlığı zamana
zaman ki; içinde barındırıyor,
saadeti ve kederi…
şimdi gün doğarken parlamaya başlıyor
dünyanın çehresi aydınlanırken,
dünya dönse de bazen zaman durabiliyor
bir zihinde tek sebeple…

ölüm!

hafif rüzgarda titreyen ağaçları seyrediyorum şimdi
bu donmuş havada ruhum da titriyor, üşüyor içim
gökyüzü kabarıyor, yağmura durmak üzere bulutlar
oysa gözlerim çoktan damlalara kavuştu benim
ıssız bir sahilde tek başına benliğim şimdi
dalgalar itiyor onu okyanusun kıyısına
dünya ölmeme izin vermiyor huzur içinde
artık ellerin yabancı bana sevdiğim
dudakların ıslak değil eskisi gibi
ısıtmıyor artık beni o güzel bedenin
kalbin ismimi haykırmıyor kulaklarıma
artık ne içime iner bakışların, ne de bakmak isterim sana
gözlerin içimi yakmadığında beri yavaşça dondu ruhum
şimdi tek aşkım var tek sevdiğim…ölüm!