hiç sevmezdi alelacele şeyleri
yağmurun yüzünü yıkamadan dinmesini
kuş cıvıltılarına doyamadan bahar,
ağaçların yapraklarını döküvermesini
hiç sevmezdi alelacele şeyleri
mutluluğun kısa anlara sıkışıp gitmesini
zaman yenilerken doğayı,
yapraksız kalmayı kuruyan bir ağaç gibi
hiç sevmezdi alelacele şeyleri
kovalarken yelkovan akrebi
her şey acele, he şey anlık,
her şey yarım kalacaktı sanki
hiç sevmezdi alelacele şeyleri
alelacele akan bir sonbahar gecesi
bir anda çoğaldı içindeki kaos,
ilk defa aceleciydi sevgiyle kalbi
hiç kısmadı parlayan gecede gözlerini
parlayan o yüz, aşkı yüreğine işledi
gözlerinden içeri yaşam dolarken,
içindeki kasvet ve karanlık irkildi
hiç çıkmadı sonraki gecelerde düşüncesi
benliğine saplanan o bakışlar, onu değiştirdi
alelacele bağlanmıştı ona…
ve sonunda taşmıştı kalbinden sevgi
hiç bilmediği bir mutluluktu içindeki
zaman çok aceleciydi, olmadığı kadar vahşi
ne akıl, ne mantık, ne de başka bir şey,
yetişemiyordu hislerinin hızına, o gözler dahi
hiç sevmezdi alelacele şeyleri
alelacele kırıldı kalbi
kabullenmekte zorlansa da anladı,
bazı şeylerin hiçbir zaman değişmeyeceğini
hiç sevmezdi alelacele şeyleri
alelacele kırıkları tamir etti
alelacele kırıldı tekrar… alelacele…tekrar… ve tekrar…
zaman bu denli tüketmemişti, bu denli aceleci
hiç sevmezdi alelacele şeyleri
kaçmakta nefes alelacele ciğerinden şimdi
kanı çekiliyor sanki her an bedeninden,
sanki ölüm peşinde alelacele şimdi
hiç kalmadı umut zerresi
dünden söndürülmüş bu günün ateşi
her şeyi başarabilir ama,
diriltemez ölen isteklerini