Tarayıcınız bu site için -ve hatta günümüz internet teknolojisi için- yetersiz durumda. Lütfen tarayıcınızı güncelleyin.

Önerdiğimiz bir kaç tarayıcı:

Firefox 3.5+
Google Chrome 1+
Safari 3+
Opera 9.5+

Gizle

Bizden Zarar Gelmez

Kim demiş zarar gelir diye?

Sussam

Avuçlarını koysan yanaklarıma
Ve acılı gözlerimden süzülenleri silsen
O güzel parmak uçlarınla

Kollarınla sarsan sırtımı
Ve sessiz ağlamalarımı bitirsen
O eşsiz kokunla

Bir kez olsun özür dilemesen
Sırf vicdanını rahatlatmak için

Ellerini koysan göğsüme
Ve yorgun kalbime masaj yapsan
O güzel ellerinle

Dudaklarını yaklaştırsan bana
Ve kurumuş dudaklarımın yaralarını gidersen
O eşsiz tadınla

Bir kez olsun beni kandırmasan
Sırf kendi vicdanın için

Bir kez olsun beni kullanmasan
Sırf vicdanını kirletmek için

Kalbime saplanmış
Kırık hayallerim var
Temizlesen her bir parçayı
Ve ben yaratsam daha sağlamlarını
İçinde seni ve beni mutlu eden her şeyin olduğu
Ve yaşasak kendimize ait mükemmel evrenimizde
Yalanlarının olmadığı, her şeyimizi birbirimize anlattığımız

Sen hiç susmasan
Ben hiç susmasam
Zaman hiç durmasa

Ve senden nefret etmem için çabalamasan
Yeniden Ay yüzün, yıldızlar saçların olsa
Ve yeniden taksan kanatlarını
Süzülsek göklerde umarsızca
Ve kahkahalarımız korkutsa ölümü
Sonsuzluk seriliverse önümüze

Sen canımı acıtmasan
Ben de acılarımı yazmasam
Ve bir kez olsun direnmesen rüyalara
Korkmasan gerçekten bu kadar

Arkamıza yaslanıp oyunlar oynasak
Sanal evren içinde
Zekamızı sonuna kadar zorlasak
Kurduğumuz hayal içinde

Kelimeler anlamsız kalsa bakışlarımızla
Ve sözler uçup gitse dokunuşlarımızla
Zaman anlamını yitirse

Bu kadar çok istekte bulunmasam
Ve bunlar son isteklerim olsa
Ölüme kadeh kaldırıp
Yudumlasam kana kana içkimi
Son nefesimi çıkarmadan önce içimden

Ölünün Belleğinden Son Sözler

Merhaba, bunu okuyan, her kimsen. Muhtemelen beni tanımıyorsun, ben de seni tanımıyorum. Tanımıyorsan oku bunları zaten, garibine gitsin ve tanımıyorsan devam et bu kelimelerden itibaren okumaya.

Benim adım Utku, kimliğimde yazan bu ve ben bir ölüyüm. Nasıl öldüğüme gelecek olursak, siteyi gezdiğinde anlayabilirsin diye düşünmekteyim. Beni tanıyacaksın, büyük bir ihtimalle tanıyacaksın; çünkü bir ölü istediği riski alabilir durumdadır ve yapmak istediği, hayalini kurduğu her şeyi yapabilir. İşte bu yüzden tanıyacaksın ve beni hiçbir zaman anlayamayacaksın. Çünkü görüldüğü üzere, kendi derdimi anlatmakta hiç iyi değilimdir. Çocukken böyleydim, kendi yarattığım sahte dilimde; gençken böyleydim, beynimden çıkarmadığım cümlelerle ve şimdi de böyleyim, içimden sızan şizofrenik anlatılarla.

Benim adım Utku’ydu, kimliğimde yazan buydu ve şimdi ben bir ölüyüm.  Nasıl öldüğümden bahsetmiştim sanırım, bahsetmemiş de olabilir. Bunu öğrenmek, en azından temel olarak öğrenmek tamamiyle senin becerine kalmış. Bu soğuk mezara girdikten sonra, beni tanısan da daha sonra, gerçekten tanımayacaksın. Bir kere ben bir ölüyüm ve sadece yaptığım birkaç şeyi göreceksin, belki onlarca şeydir, bilmiyorum şu anda. Beni hiçbir zaman anlayamayacaksın; çünkü gördüğün kadarıyla kendimi pek iyi anlatamıyorum ve hatta şu anda -galiba- sana daha önce anlattığım şeyleri farklı cümlelerle aynı içerikle sunuyorum. Ve belki de bunun pek farkında değilsin; ama tüm hayatım boyunca böyle ufak oyunlar oynayacağım, bu tam oyun bile olmasa da. Çok güzel oyunlar oynayabilirim; kimsenin çözemeyeceği bulmacalar, çoğu kimsenin farkına varmadan hata yapmasını sağlamak, vs. hepsini becerebilirim. Bugüne kadar yapmadım değil bunları, bir kere ben yaşadım… Daha büyük bir oyun oynayamazdım herhalde.

Benim adım bir zamanlar Utku’ydu, kimliğimde yazanlardı ve ben ölüydüm, ya da hâlâ ölüyüm. Nasıl öldüğüm konusuna gelecek olursak, gerek bile yok. Ölen ölüdür artık, sebebini aramak niye? Çok meraklısın sen; ama gerçekten merak etmiyorsun belki de. Sırf kendi düşüncelerini tatmin için; ama zekiysen zaten sana yetecek kısmını bir şekilde öğrenirsin. Beni tanırsın elbet, görürsün bir ölü neye benziyor diye. Anlam veemeyeceksin; ne yaptıklarıma, ne söylediklerime, ne ürettiklerime. Anlatmışımdır sanıyorum, ben kötü bir anlatıcıyım. Ve bir sır vereyim mi; yaşarken en sevdiğim kişi bile beni anlamadı, belki anlamak istememiştir, bilmiyorum ve öğrenemeyeceğim. Yaşarken çok şey düşündüm, hep düşündüm, her şeyi düşündüm belki de. İyi, kötü ayrımı yapmadan olabildiğince fazla sahne kurdum beynimin içinde. Hayal gücümden bahsetmiş miydim? Çok gelişmiştir, sokaktaki insanların yüzlerini bile değiştirebilecek derecede… Sesler mi? O en basit konu. Bir de koku meselem var, her şey aynı kokar. Sevmediğim bir koku, cidden çok kötü bir koku ve cidden beraberinde yaşamak istemeyeceğin bir koku. Ha, tabii, bunlar geçmişteydi, ölüyüm şimdi, galiba. Beynim bana oyunlar oynarken ve bu kadar şey düşünürken, insanlara ufak oyunlar oynamayı da severim. Onları düşündürmek isterim, onlara belki bir şeyler anlatabilirim diye; bundan sonra mı? Ölü olmam buna engel olamaz. Yani en azından Casper, ölüyken dost bile edindi değil mi?

Benim adım, Utku olmalıydı. Kimliğimde bu yazmalıydı. Hatırlamıyorum ne yazdığını, ölülerin hafıza olayını çözemiyorum. Nasıl öldüğümü merak ediyorsun şu anda; ama anlatmayacağım sana. Gerçekten meraklıysan öğreneceğini biliyorum çünkü, eminim bundan. Kelimeleri sevemedim hiç, belki bundandır kendimi anlatamamam; ama belki içlerine sakladığım ufak şeylerle, anlattığım, yazdığım kısa ya da uzun yazılarda vardır bir şeyler. Saklamayı çok severim, güzel bir oyun, bulmaca. Bu oyunları kendime bile oynuyorum, 635 yıl sonra bu yazdıklarıma bakıp çözmeye çabalayayım diye. Hiç ölü olduğumdan bahsetmiş miydim? Evet, tamam, peki, merak etmiyorsun bunu ve daha neler yazdığımı merak ediyorsun. Devam edeyim o zaman yazdıklarımı anlatmaya sana. Bir sır vereyim mi sana, beni yaşadığım süre boyunca kimse anlamadı. Bundan hep yakındım içten içe ve belki ben çok gizli tuttum her şeyi diye düşündüm sürekli. Neyse, geçti bunlar sonuçta; ama hâlâ düşünmeye devam ediyorum. Öldüm ve düşünemeye hâlâ devam ediyorum, bağımlılık gibi bir şey bu. Hayal gücüm yüksektir, o yüzden gerçeklerle pek kolay yüzleşemem; ama belki bundan sonra yüzleşirim, sonuçta ölüyüm ve hangi gerçek benim donumu ıslatmama sebep olabilir ki? Donumu mu düşündün? Düşünme, kendini düşün. Üç ya da dört yaşımdayken gördüğüm bir rüyayı anlatmamı ister misin? Tabii ki hatırlıyorum, tamamını ve gördüğüm andan beri hep aynı rüyayı düşündüğüm için hatırlıyorum. Belki biraz değişmiştir, zaman hayallerle ilgili neyi değiştirmiyor ki?

Benim adım Utku gibi bir şeydi, kimliğimi hatırladığım kadarıyla, isim kısmında böyle bir şey yazıyordu. Ben ölüyüm şu anda, öyle hissediyorum ve kimliğim yok biliyor musun? Çocukluğumdan beri çok şey düşünmüş ve kafamda çok fazla diyalog yaratmış olmalıyım ki, genelde gelecekle ilgili doğru tahminlerde bulunabiliyorum. En azından ölmem gereken zamanda uykumdan uyanıp, ölüşümü okudum. İnan bana, çok zevkliydi. Denemelisin demiyorum, asla deneme. Yeniden doğma gibi bir niyetim de yok, güzel böyle ölü kalmak. O kadar farklı gözüküyor ki her şey, dünya, evren. Kaybedecek hiçbir şeyin yok, sen yoksun ve bu sayede düşlediğin tüm riskleri alabilir durumdasın ve işin en güzel yanı ölüyken yaşayabilmen ve insanlarla tekrar oyunlar oynayabilmen. Hayat bir oyun gibi gerçekten, benimki öyleydi. Çocukken hep gördüğün şeyleri çözmeye çalışırsın ya, sonrasında fark etmeden yaparsın bunu işte. Bu sefer hedefin büyüktür ama, hayatı çözmek. Stabil olarak aynı sonucu veren reel bir şey değildir hayat çünkü ve bu yüzden çözemezsin tam anlamıyla. Çözersin; ama sadece kendi görüşünle, anladığın kadarıyla. Dünyada yaşamış milyarlarca insan oldu ve hepsinin aynı çözüme ulaşması ne kadar bir ihtimal olabilir ki? Ben çözmeye ölüyken bile devam ediyorum, onu anlamaya; ama bir yandan da insanlar beni anlasın diye çok yırtınıyorum. Aynı düşünmememiz sebep oluyor buna, hem yazık hem de çok güzel. Şu anda herkes aynı düşünse nasıl bir şey olurdu diye düşünüyorsun galiba, söyleyeyim o zaman. Hayvanlardan gıdım farkımız kalmazdı, hatta bitkilerden. Hayvanlar yine de farklı şeyler yapabiliyor; ama bitkilerin hepsi hep aynı döngü içinde kavruluyor. Ne yazık…

Benim adım Utku olsun, yaşadığım döneme ait. Kimliğimin Adı kısmında bu yazsın, evet. Ölüyken zaten bir kimliğim olmadığı için, ben kendime Teorik Deli diyorum. Çok sıcak geliyor bana bu isim, sanki daha önce kullanmışım gibi. Deja-Vu’yu mu düşündün? Yok yok, öyle değildir. Niye öldüğüme gelecek olursak; çok saf biriydim ben. Zekam vardı biraz; ama sürekli olmayan şeyleri kafamda yaşadığım için ve diğer insanların da bana benzer olduğunu düşündüğüm için saftım. Onlara benzemektense saf kaldım, olabildiğince. Bir çok şey düşündüm. Kimi zaman bir dünya, evren; kimi zamansa bir ürün. Düşünü kurduğum dünya ya da evren başkaları tarafından yapılmadı da, o ürünlerin bir kısmı yapıldı ve ben sadece seyrettim. Şimdi ölüyüm ve düşlediğim her şeyi yapmak için hazırım. Öç almak gibi düşünebilirsin belki bunu; ama yapacağım. Çok şey düşündüm bugüne kadar. Zaman makineleri, evreni dahi yok edebilecek cihazlar, herkesin faydalanacağı cihazlar ve O. Çok düşündüm, çok kafa yordum. Bazılarına evren izin vermiyor gibi gözüküyor, belki başka bir oyundur. Oyunları severim, söylemiş miydim? Çok oyun oynardım çocukken, tek başıma, odamda. Çoğunu bir fotoğraf gibi hatırlıyorum, içeriklerini hatırlamıyorum tam anlamıyla; ama çok derin oyunlardı, hâlâ etkisindeyim, ölüyken bile. Ben kendimi anlatmayı hiç sevmedim; çünkü anlatmayı beceremedim. Kitap okumayı sevmem, şiir sevmem, reel olmayan şeyleri okumayı hiç sevmem. Olabilitesi olan şeyler olsalar dahi, sevmem. Evet, düşünecek olursak sürekli hayal kuran biriyim ve bu hayallerden uzaklaşmak için kitap okumak gibi bir saçmalık olamaz. Onlar da başkalarının hayal gücü, bir de benimkine onlar eklensin istemiyorum. Her neyse, ne diyordum? Beni tanıyacaksın bir gün; ama sadece görsel, bilmeyeceksin içimi. Yazdığım hiçbir şey olmayacak, yaptığım şeylerden de anlam çıkartamayacaksın. Belki sen çıkartamayacaksın; ama bir gün birinin bunu başaracağına hâlâ inanıyorum. Sebepsiz hiçbir şey yoktur, sebepleri bulursan eğer zaten çözersin her şeyi. Bu da bir ipucu olsun sana, eğer gerçekten meraklıysan. Şu ana kadar yazdığım bin küsür kelimeyle senin kafanda bir sürü resimler çizdirdim, güzel bir şey bu. Eğer zaten buraya kadar geldiysen, gerçekten merak etmişsindir diye düşünüyorum. Sadece ölümümü değil, her şeyi ve beni.

Dışarıdan kuş sesleri geliyor. Artık bir ölü olduğuma göre ve istediğimi yapabildiğime göre, nihayet uçmayı başaracağım. Evet, evet… O ağaç dalına oturunca kuşlar gidecek de, elbet bir gün gelirler yanıma. Sonuçta tanımıyorlar beni ve tanımak isteyecekler bu garip şeyi.

Benim adım Utku ve ben bir ölüyüm. Ha, bir de hayalperestim. Ve “Dum spiro spero” sözünü çok severim, şimdi gitmeliyim. Güle güle…

Ölünün Belleğinden Taşan

En iyi hikayemi yazamam, en dokunaklı şiirimi de… Hayal gücüm kısmen yetse de olmayan şeyler yaratmama; dilim yetmez gördüklerimi anlatmaya. Belki yaşatırdım sana tüm o yazılmamış hikayeleri ve belki de hissettirirdim tüm o yazılmamış şiirleri… Kimbilir, belki çok beğenirdin her birini. İçlerinde hiçbir ölümün, içlerinde hiçbir hüznün olmadığı, gerçek dışı gibi görünen; ancak beraber içinde yaşadığımız bir dünyayı anlatırdı her biri… Bu dünya için ne uyumamız gerekirdi, ne de düşünmemiz… Sadece yaşardık içinde…

Sen inanmazsın hayallere, rüyalara ama… Bir kere denemeye çalıştın; ama sebebini söylemeden korktun, uzaklaştın, uzaklaştık… Ve bense, kapana kısıldım kendi hayalimde. Bir bir üzerime çöktü ellerimle hazırladığım bulutlar, yıldızlar, Ay… Ve şimdi ateşler var gökyüzünde ve ben içinde kavruluyorum, tek başıma. Hüznümden hiçbir şey hissetmiyorum, hiçbir acı hissetmiyorum o dünyamda. Sadece seni hissediyorum, içimde hâlâ var olan ve hiç bitmeyecek aşkını. Evet, evet… Ağlamak için film izliyorum, ne anlattığı bile önemsiz filmleri… Sesimi bastırayım, başka sesler de duyayım diye.

Yastığın, artık kokmasa da kokluyorum ve sarılıp öpüyorum… Sebepsizce gülüp, sebepsizce ağlıyorum. Ve hâlâ umut ediyorum var olan son nefesimle, penceremden ışık saçarak geleceğin günü. Belki hayalim sadece ölüm meleğinin hayalidir, bilmiyorum… Eğer yok olursa geleceğimiz, bekleyebileceğim tek melek kalır zaten hayalimde. Ölümden yine korkmuyorum, ölüm yine beni yenemez; ama senin ölmenden hâlâ korkuyorum, senin yok olmandan… Eğer başarırsam ve hayal dünyamın içinde tek başıma yaşamaya başlamazsam, işte o zaman izin vermem ölmene ve sevdiklerinin ölmesine. Bilirim, dayanamayacak kadar üzülürsün kayıplara, üzülürüm.

Şizofreniye bağlıyorum zaman ilerledikçe, zayıf geliyorum artık beynime. Yetemiyor kendi beynim kendi beynime, kaldıramıyorum artık… Keşke hiç ileri gitmeseydin, keşke hiç hayatımda okuduğum en güzel yazıları yazmasaydın, keşke hiç beni anlık istemeseydin… Tüm bunlar birkaç gün yüzünden değil, sonrasında olanlar içindi. Benimle oyun oynama lütfen, melek… Feci biçimde sınırda yürüyorum, geri dönüşü olmaz kontrolsüz adımımın… Lütfen melek, kalbine iyi bak. Lütfen melek, kalbine daha hızlı bak. Lütfen melek, kalbini dinlemekten korkma…

İyi değilim, hatta hiç olmadığım kadar kötüyüm. Adım atamaz haldeyim, çıldırmak üzereyim. Bana bunları yapma, melek. Senden nefret edemem ben, lütfen, melek.

7 Şubat 2011, 01:34

Ölünün Belleğinden Kalan

Dünya… Üşütmüyor beni artık, hiçbir zaman beni ısıtamadığı gibi… Müzik de keyifsiz, farklı, ruhsuz… Eskiden dinlediklerimle benzer; ama aynısı değil, Beethoven bile…

Kalbimi mi çıkardım yoksa yeniden? Hiçbir zaman böyle olmamıştım halbuki; belki de ilk defa gerçekten söküp atmışımdır kalbimi. Giderek hayatın büyüsü azalıyor ve hayal alemi daha çekici geliyor. Şizofreni mi? Sanırım, bilmiyorum, benziyor. İnsanlar bile daha fazla sinirimi bozuyor artık, bakışları… Üzülüyorum onlara, sebebini tam bilmeden. Hem nefret ediyorum onlardan, hem de onların daha iyi yaşamasını istiyorum; garip bir çelişki…

Ne su içmek ne de yemek yemek istiyorum; ama sinirli olduğum ya da depresif olduğum zaman o kadar çok yiyebiliyorum ki… Ama kendime hakim olup, yemeden yaşamaya devam edeceğim… Sırf insanlardan uzaklaşayım, sırf onlardan olmayayım diye. Geceleri bile yarım yamalak uyumaya çalışıyorum, kulağımda müzik… Sadece duyuyorum, dinlemiyorum. Bu sayede rüya da görmüyorum, belki de hatırlamıyorum; ama güzel… Beynin içinde, bilinçaltıma yapışmış hayalleri hatırlamak istemiyorum.

Ben insan değilim, hayvan da değilim. Daha çok robotik bir varlığım artık. Şu anda tam anlamıyla istediğim performansta olamasam da, bir gün başaracağım bunu. Kimbilir, belki birisi ya da birileri günün birinde beni anlar ve belki ben öldükten sonra bir yazı yazarlar. Kısa, pek bir detaysız ve sadece beni anlatan…

“Aksi ve huysuz biri olarak öldü… Pek az arkadaşı vardı görüştüğü. Hiç evlenmedi, hiçkimseyi sevmedi. Belki de sevemedi, O’ndan sonra. Birçok hayali vardı; ama tüm hayallerinin ortak noktası hep tek bir hayaldi, kimse fark etmedi bile. İnsanlık için bir hayal; mutsuzdu, huysuzdu ve aksiydi. Siz en büyük hayalinizi gerçekleştiremediğinizde tümüyle yalnız olduğunuzda nasıl olurdunuz?”

Belki de bu şekilde başlar o kısacık yazı, soğuk ekranlarda yayınlanan…

5 Şubat 2011, 00:45

O rüyada…

Söylenenler, olanlar yalan değildi
Sadece olanlardı…
Belki olmaması gerekenlerdi
Belki de çok bencilceydi…
Ama olmuştu işte bir şekilde
Şimdi ne unut gitsin denebilirdi
Ne de bunlar olmadı…
Olanlar,
Kaosun eşiğinden atılan bir adım gibi geliyordu şimdi
Zamanı geri alabilsem acı daha az olur muydu?
Bunları düşünmek yoruyor, üzüyor
Kendi karanlığımla mı yüzleşiyorum?
Olanlardan bir adım sonrasını,
Yapamayacağımı bile bile…
O çizgiyi aşmak
Bir rüyayı gerçeğe taşımak
Ve sürdürememek…
O gece başlayan ve biten bir rüyaydı demek
Bencilce kaçmak mı olur?
Uyan ve unut demek
Acımasızca mı olur?

Yeni doğandan başka ne var ki beyaz bu dünyada
Zaman günbegün karartıyor her şeyi
Ve bende o döngüde kararanım
Ölüme kara gidecek olanım!
Başka yerde ya da boyutta
Belki ben,
Belki de her şey beyaz
Ama varlığımın ait olduğu yerde
İşler böyle yürümüyor

Var olan bende göremediğin neler var
Bunları hiç düşündün mü?
Bir kez olsun sadece bakıp gördün mü?
Bencil ve acımasız yanlarımı…
Olabilir mi diye bir adım attığımı,
ve daha fazla yürümeyi başaramadığımı…
Hiç bunları görebildin mi?
Dönüşü olmayan bir hata yaptığımı,
Bunun  ağırlığı altında her saniye ezildiğimi?
Beni karartan gerçekleri hiç görmek istedin mi?

O rüyada her şey gerçekti…
Ve uyanma vakti gelmişti…

biz

sadece sen olsaydın keşke,
bir de ben dünyada
hiçbir şeye vermeseydik zamanı,
sadece sana ve bana kalsaydı…
yani diyorum ki herşey bizim olsaydı
ama evler, arabalar, sokaklar değil
dedim ya sadece sen olsaydın…
en basit istektir bu sevgide,
asla gerçekleşemeyecek
en büyük tutkudur birde
insan ömrünü ele geçirecek

Melek

Hiç olmadığım kadar acayibim son zamanlarda
Ne istediğimi ve ne bildiğimi biliyorum
Düzeliyor muyum yoksa bu sefer tümden mi yok oluyorum

Seni düşünüyorum
Uykuda olduğum ya da olmadığım gecelerde
Karanlık ya da aydınlık, her yerde

Seni seviyorum
Umudum her nefesimde devam ederek
Nasıl olduğunu hatırlamadan

Ağlıyorum
Seni üzdüğümden ve üzüldüğümden
Seni sevdiğimden
Kendimden korktuğumdan

Sana haykırıyorum
Beni ben yapan melek
Beni sürekli duysan da
Duymasan bile bilsen de

öyle işte…

her anı bir seçim insanın hayatta
almakla, bırakmak kadar basit bazen,
bazense zorunlulukların kaosunda
yitip gidiyor zaman… hiç durmadı, hiç!
herkes yalnızlaşıyor sonraki adımda
yanlış şeyleri bıraktıkça ve…
insan yaşarken, en son kendini yalnız bırakıyor

-sus! -sustum…

bir hüzün kaplar içimi her gece,
bir şekilde geçiyor gündüzler de;
soğuktan donarken sokak lambalarının ışıkları,
hoyrat bir zamana terk edilmiş rüyalar,
penceresi karlı bir dünyaya sıkışmış hevesler,
aşk kalbini gömmüş karanlığa, rüyadan uyanınca…

30.12.2010 – 4:28

kapımızda

sırtım terli,
sırtım soğuk,
sırtım yalnız…
hişt! kapıyı çalan kim?
ayakları yok,
ayaları yerebasmıyor
kalp sustuğunda dönüş yok
kapı açıldı…
yer soğuk

31.12.2010 – 03:42