Tarayıcınız bu site için -ve hatta günümüz internet teknolojisi için- yetersiz durumda. Lütfen tarayıcınızı güncelleyin.

Önerdiğimiz bir kaç tarayıcı:

Firefox 3.5+
Google Chrome 1+
Safari 3+
Opera 9.5+

Gizle

Bizden Zarar Gelmez

Kim demiş zarar gelir diye?

‘Eskiler’ Bölümü için Arşiv

49 – Ay Parıltısı

Sana değer veriyorum
Ve seni seviyorum
Sonsuzluğun sonuna kadar
Büyük küçülünceye kadar
Evren tek boyuta inene kadar
Ki biliyorum
Varlığım sona erene kadar
Sonsuzdan bir parça olup
Yok olana kadar

Belki yorgun olduğumdan saçmalıyorum
Belki ağladığımdan karamsarım
Belki düşlerim yüzünden umutsuzlaşıyorum
Belki hala orada dolaştığından tekrarlıyorum kendimi

Umudum ve umutsuzluğum
Aydınlığım ve karanlığım
Sevincim ve üzüntüm
Yaşamım ve ölümüm
Hepsi seninle anlamlı
Hepsi sen olmadan soyut

Tek bir kelimen
Heyecanım
Pişmanlığım
Ve geleceğim
Sonsuz ya da sonlu
Tanrının ulaşamayacağı
Derin kıvrımlarda saklı sırlar
Tek kelimenle ifşa olmaya hazır

Soluk hatıralar
Parlak düşler
Beynimden atamadığım keşkeler
Anlamsızlıklar

Tek bir sorum
Ve tek bir isteğim var
Sonucu ya soyutlanmak
Ya da özendiğim bir hayata başlamak
Mutlu ve huzurlu
Ama ortak sonuç olarak
Değiştirmek zarar veren yanlarımı
Ya sindirerek benliğimi
Ya geliştirerek kendimi

Tek bir cevabın
Her şeyin sıkışma noktası
Beynimin duraklama anı
Ve geleceğin betimlenmesi

Tek soru, tek istek ve tek cevap
Hepsi gizli yakınlarında
Bazısı gözünün önünde
Bazısı beyninde
Bazısı kalbinde
Bulacak olan sensin hepsini
Korkmaması gereken sensin sonuçlardan

Üzmek istemezdim seni
Ya da yormak seni bununla
Ancak O Sensin
Sebebini bilmeden
Anlam veremezdin olacaklara
Ben ise yaşayamazdım umutla
Beynin o en acımasızca işkencesiyle

Tek soru
Binlerce farklı soru yerine
Tek istek
Binlercesinin içindeki
Ve tek cevap
Binlerce aynı cevap yerine

Karmaşıklığımdan soyutluğuma
Ve yalnızlığımdan çiftime
Her yeni uyanıştan sızışa
Baştan başlayan umutlara ve karamsarlığa
Ay parıltısının güzelliğindeki huzurdan
Sonsuzluğun sonuna
Merhabadan elvedaya
Ya hepten ya da hiçten
Sadece seni sevdiğimden
Ne olursa olsun daima seni seveceğimden

başım çok ağır bu gece
gece uzun, tutabilir miyim ki
bütün gece gövdemin üstünde
seni seviyorum desem, sonrası meçhul
her şey mahvolur kaşlarını çatarsan
o zaman bir daha bakabilir miyim gözlerine
kaşların çetin, gözlerim ürkek

Hayat;
bir türlü
istediğim şekle
sokamadığım,
lanet bir
oyun hamuru
sanki.

Ölümüm için yol olur gözlerin
Duyuyor musun kalbimin atışını
Haykırıyor o yola girmem için

Dolambaçlı sadelik

“Her insan birer yazardır, kendi kitabını yazan… O kitap ne kadar bilgi doluysa, ne kadar kalınsa, ne kadar kişiye ulaşabilirse o insan başarılı demektir. Ne kadar iyi şey aktarmışsa kalemiyle beyninden o kitaba, işte o insan değerlidir tüm insanlık için…”

Bir kaç cümleyle yazabildim bugün tdi sınavındaki kompozisyonda yazdıklarımı… Bunları yazsam da yeterdi hocanın anlaması için… Ama süs.. süs.. ve süs.. Ne gerek var sadelik dururken bu kadar süse… Ne gerek var dolanbaçlı sözlere? Ama yetmez onlara… Nedenini bir türlü anlamadım bu zamana kadar; bundan sonra da anlayabileceğimi de düşünmüyorum…

Feynman’ın güzel bir sözü vardı, kelimesi kelimesine aktaramasam da, “Fizikte bir şey basit değilse, yeterince anlaşılmamış demektir.” diye… Gerçekten doğru, doğa o kadar karmaşık değil, anladığında oldukça basit bir mekanizması var her şeyin. İşleri karıştıranlar ya bu işi anlayamayanlar ya da işi karmaşaya sürmekten zevk alanlar…

Karmaşıklığı düşünmeye yöneltmekle karıştıranlar var bir de… Büyük saçmalık! İnsanları söylediklerinle düşündürmek istiyorsan, karmaşa yaratmazsın; çünkü karmaşa sadece onun düşünüp algılamasını zorlaştırır. Bilmeceler karmaşa değildir, paradokslar karmaşa değildir, kör düğüm bir karmaşadır… Eğer bir şeyleri dolandırıyorsanız, karmaşadır… Bu kadar basit… Ne derdiniz var sade evrenle? Bu işten zevk alıyorsanız bir şey diyemem; ancak derinlik arıyorsanız aklınızdan şüphe ederim…

Hem ben nereden girdim bu konuya gece gece? Niye oturup da mekanik çalışamıyorum? Sanırım kitap yeterince sade değil, şu ana kadar karşılaştığım tüm ders kitaplarındaki gibi… Bu işte asıl beni ders çalışmaktan soğutan… Bu işte ders çalışmama sebebim… İşime yaramayacak boş karmaşayla uğraşmak, boş ve gereksiz… Programların bile minimum kodla çok daha fazla iş yapanları iyi olur… Çünkü bilgisayarı yormazlar, zamanı boşa haracamazlar… Biz niye beynimizi boşa yoruyoruz, zamanımızı boşa harcıyoruz? Meselenin sadece özüyle uğraşmak varken…

Richard Feynman

Umuda Ağıt

Narin bir rüzgar eser geceleyin
İçim ürperir, ruhum üşür.
Yavaşça karışır sigaramın dumanı rüzgara
Ölü umutlarım, serpilir geceye
Gece zifirî, yayılır zehir vücuduma
Her sigaram; yitip giden umutlarıma,
Yaktığım bir ağıt gibidir.
Ruhlar üşür her ağıt yaktığımda

Çığlık çığlığa bir gece
Yeni doğmuş bir bebek gibi,
Yırtar gırtlağını
Neden ağlar bir bebek doğduğunda
Çekeceği acıları, bildiğinden mi ki…
Yok yok… herkes sadece,
Anlık hislerine tapar da ondan

Sarhoş Savunması

Beyninle arana perde koydu tanrı
O en saf haline ulaşmanı engelledi
Ona ulaşma yolunu lanetledi
Sarhoş oldukça eriştin kendi benliğine sen

seni bir zamanda kaybettim ben

seni bir zamanda kaybettim ben
dönebilir miyim o ana tekrar bakabilir miyim gözlerine
zaman bana tek bir şans verse kazanbilir miyim seni
acının şelalesinden çıkıp tutabilir miyim elini

seni bir zamanda kaybettim ben
kendi kurmaca hayatımın belkide tek sahtelikten uzak anı
rüyalarımın daimi misafiri olmandan kurtulabilir miyim
uyanmak! hayır… asla istemem, acının kapısını aralamayı

seni bir zamanda kaybettim ben
o günden beri kendimi kandırıyorum durmaksızın
bu düzeltmez ki gerçeği… gerçek?..
perdelesem de bilincimi, rüyalar unutmaya izin vermez ki seni

seni bir zamanda kaybettim ben
neredesin şimdi hangi yıldızı izler gözlerin
kimin elini tututarsın kimi sever……..
kime verdin sevgini, mutluluğu

seni bir zamanda kaybettim ben
şimdi…şimdi sevebilir miyim seni o an ki gibi
bir geçit açsam geçmişe kızgın ayaklarımla koşsam sana
o ana dönebilsem imkansızı hiç etsem

seni bir zamanda kaybettim ben
umudumu da kaybettim o anda
neyi düzeltir bir avuç hayal, boş dilekler
asil amaçlarımı çiğniyorum şimdi keşke hafızamada bunu yapabilsem

seni bir zamanda kaybettim ben
gece daha karanlık şimdi ay bana küs
şehrin ortasında betonların arasında bir ağaç gibiyim
yalnız ve kirli kök salamam ki topraksız

seni bir zamanda kaybettim ben
ama mümkün olsa zihnine sızmak, aşkı kazanmak
her şeyi başarabilirim, hiçi gerçek yaparım da
kimsenin isteklerini değiştirmek gelmez elden

bir geçit açtın dipsiz bir kuyu kalbimde
aklım dur dese de ardına bakmadan atladım ben
o an zaman durdu sonsuz karanlıkta
o an seni kaybettim ben

Adaletin kum saati yoktur.

Adaletin kum saati yoktur.
Eşit davranmadı o size hiç,
Adalet gerçekten adil olamadı hiç.

Adaletin kum saati yoktur.
ne de olsa onu, sen yarattın ölümlü
yaratıcılığının en ikiyüzlü ürününü.

Adaletin kum saati yoktur.
benim elimde kum saati,
fakat ben vaat etmedim hiç adeleti.

Adaletin kum saati yoktur.
ömür adlı mühletin mimarı kim?
neden birine 100, başkasına 20 yıl ömür biçerim?

Adaletin kum saati yoktur.
zaman tanrısıyım, adaletten uzak
sakın beni riyakar olgularınla sorgulama.

Adaletin kum saati yoktur.
eğer varlığının değerini kavramışsan,
100 yılda yapılamayacak işler başarırsın 20 yılda

Adaletin kum saati yoktur.
benim adaletim senin zihinde gizli.
emin ol ki; değerlidir senin sahte doğrularından.

Adaletin kum saati yoktur.
kendi sığlığında sıkıştıramazsın zamanı,
o aptallığın gibi tekdüze değildir.