Merhaba, bunu okuyan, her kimsen. Muhtemelen beni tanımıyorsun, ben de seni tanımıyorum. Tanımıyorsan oku bunları zaten, garibine gitsin ve tanımıyorsan devam et bu kelimelerden itibaren okumaya.
Benim adım Utku, kimliğimde yazan bu ve ben bir ölüyüm. Nasıl öldüğüme gelecek olursak, siteyi gezdiğinde anlayabilirsin diye düşünmekteyim. Beni tanıyacaksın, büyük bir ihtimalle tanıyacaksın; çünkü bir ölü istediği riski alabilir durumdadır ve yapmak istediği, hayalini kurduğu her şeyi yapabilir. İşte bu yüzden tanıyacaksın ve beni hiçbir zaman anlayamayacaksın. Çünkü görüldüğü üzere, kendi derdimi anlatmakta hiç iyi değilimdir. Çocukken böyleydim, kendi yarattığım sahte dilimde; gençken böyleydim, beynimden çıkarmadığım cümlelerle ve şimdi de böyleyim, içimden sızan şizofrenik anlatılarla.
Benim adım Utku’ydu, kimliğimde yazan buydu ve şimdi ben bir ölüyüm. Nasıl öldüğümden bahsetmiştim sanırım, bahsetmemiş de olabilir. Bunu öğrenmek, en azından temel olarak öğrenmek tamamiyle senin becerine kalmış. Bu soğuk mezara girdikten sonra, beni tanısan da daha sonra, gerçekten tanımayacaksın. Bir kere ben bir ölüyüm ve sadece yaptığım birkaç şeyi göreceksin, belki onlarca şeydir, bilmiyorum şu anda. Beni hiçbir zaman anlayamayacaksın; çünkü gördüğün kadarıyla kendimi pek iyi anlatamıyorum ve hatta şu anda -galiba- sana daha önce anlattığım şeyleri farklı cümlelerle aynı içerikle sunuyorum. Ve belki de bunun pek farkında değilsin; ama tüm hayatım boyunca böyle ufak oyunlar oynayacağım, bu tam oyun bile olmasa da. Çok güzel oyunlar oynayabilirim; kimsenin çözemeyeceği bulmacalar, çoğu kimsenin farkına varmadan hata yapmasını sağlamak, vs. hepsini becerebilirim. Bugüne kadar yapmadım değil bunları, bir kere ben yaşadım… Daha büyük bir oyun oynayamazdım herhalde.
Benim adım bir zamanlar Utku’ydu, kimliğimde yazanlardı ve ben ölüydüm, ya da hâlâ ölüyüm. Nasıl öldüğüm konusuna gelecek olursak, gerek bile yok. Ölen ölüdür artık, sebebini aramak niye? Çok meraklısın sen; ama gerçekten merak etmiyorsun belki de. Sırf kendi düşüncelerini tatmin için; ama zekiysen zaten sana yetecek kısmını bir şekilde öğrenirsin. Beni tanırsın elbet, görürsün bir ölü neye benziyor diye. Anlam veemeyeceksin; ne yaptıklarıma, ne söylediklerime, ne ürettiklerime. Anlatmışımdır sanıyorum, ben kötü bir anlatıcıyım. Ve bir sır vereyim mi; yaşarken en sevdiğim kişi bile beni anlamadı, belki anlamak istememiştir, bilmiyorum ve öğrenemeyeceğim. Yaşarken çok şey düşündüm, hep düşündüm, her şeyi düşündüm belki de. İyi, kötü ayrımı yapmadan olabildiğince fazla sahne kurdum beynimin içinde. Hayal gücümden bahsetmiş miydim? Çok gelişmiştir, sokaktaki insanların yüzlerini bile değiştirebilecek derecede… Sesler mi? O en basit konu. Bir de koku meselem var, her şey aynı kokar. Sevmediğim bir koku, cidden çok kötü bir koku ve cidden beraberinde yaşamak istemeyeceğin bir koku. Ha, tabii, bunlar geçmişteydi, ölüyüm şimdi, galiba. Beynim bana oyunlar oynarken ve bu kadar şey düşünürken, insanlara ufak oyunlar oynamayı da severim. Onları düşündürmek isterim, onlara belki bir şeyler anlatabilirim diye; bundan sonra mı? Ölü olmam buna engel olamaz. Yani en azından Casper, ölüyken dost bile edindi değil mi?
Benim adım, Utku olmalıydı. Kimliğimde bu yazmalıydı. Hatırlamıyorum ne yazdığını, ölülerin hafıza olayını çözemiyorum. Nasıl öldüğümü merak ediyorsun şu anda; ama anlatmayacağım sana. Gerçekten meraklıysan öğreneceğini biliyorum çünkü, eminim bundan. Kelimeleri sevemedim hiç, belki bundandır kendimi anlatamamam; ama belki içlerine sakladığım ufak şeylerle, anlattığım, yazdığım kısa ya da uzun yazılarda vardır bir şeyler. Saklamayı çok severim, güzel bir oyun, bulmaca. Bu oyunları kendime bile oynuyorum, 635 yıl sonra bu yazdıklarıma bakıp çözmeye çabalayayım diye. Hiç ölü olduğumdan bahsetmiş miydim? Evet, tamam, peki, merak etmiyorsun bunu ve daha neler yazdığımı merak ediyorsun. Devam edeyim o zaman yazdıklarımı anlatmaya sana. Bir sır vereyim mi sana, beni yaşadığım süre boyunca kimse anlamadı. Bundan hep yakındım içten içe ve belki ben çok gizli tuttum her şeyi diye düşündüm sürekli. Neyse, geçti bunlar sonuçta; ama hâlâ düşünmeye devam ediyorum. Öldüm ve düşünemeye hâlâ devam ediyorum, bağımlılık gibi bir şey bu. Hayal gücüm yüksektir, o yüzden gerçeklerle pek kolay yüzleşemem; ama belki bundan sonra yüzleşirim, sonuçta ölüyüm ve hangi gerçek benim donumu ıslatmama sebep olabilir ki? Donumu mu düşündün? Düşünme, kendini düşün. Üç ya da dört yaşımdayken gördüğüm bir rüyayı anlatmamı ister misin? Tabii ki hatırlıyorum, tamamını ve gördüğüm andan beri hep aynı rüyayı düşündüğüm için hatırlıyorum. Belki biraz değişmiştir, zaman hayallerle ilgili neyi değiştirmiyor ki?
Benim adım Utku gibi bir şeydi, kimliğimi hatırladığım kadarıyla, isim kısmında böyle bir şey yazıyordu. Ben ölüyüm şu anda, öyle hissediyorum ve kimliğim yok biliyor musun? Çocukluğumdan beri çok şey düşünmüş ve kafamda çok fazla diyalog yaratmış olmalıyım ki, genelde gelecekle ilgili doğru tahminlerde bulunabiliyorum. En azından ölmem gereken zamanda uykumdan uyanıp, ölüşümü okudum. İnan bana, çok zevkliydi. Denemelisin demiyorum, asla deneme. Yeniden doğma gibi bir niyetim de yok, güzel böyle ölü kalmak. O kadar farklı gözüküyor ki her şey, dünya, evren. Kaybedecek hiçbir şeyin yok, sen yoksun ve bu sayede düşlediğin tüm riskleri alabilir durumdasın ve işin en güzel yanı ölüyken yaşayabilmen ve insanlarla tekrar oyunlar oynayabilmen. Hayat bir oyun gibi gerçekten, benimki öyleydi. Çocukken hep gördüğün şeyleri çözmeye çalışırsın ya, sonrasında fark etmeden yaparsın bunu işte. Bu sefer hedefin büyüktür ama, hayatı çözmek. Stabil olarak aynı sonucu veren reel bir şey değildir hayat çünkü ve bu yüzden çözemezsin tam anlamıyla. Çözersin; ama sadece kendi görüşünle, anladığın kadarıyla. Dünyada yaşamış milyarlarca insan oldu ve hepsinin aynı çözüme ulaşması ne kadar bir ihtimal olabilir ki? Ben çözmeye ölüyken bile devam ediyorum, onu anlamaya; ama bir yandan da insanlar beni anlasın diye çok yırtınıyorum. Aynı düşünmememiz sebep oluyor buna, hem yazık hem de çok güzel. Şu anda herkes aynı düşünse nasıl bir şey olurdu diye düşünüyorsun galiba, söyleyeyim o zaman. Hayvanlardan gıdım farkımız kalmazdı, hatta bitkilerden. Hayvanlar yine de farklı şeyler yapabiliyor; ama bitkilerin hepsi hep aynı döngü içinde kavruluyor. Ne yazık…
Benim adım Utku olsun, yaşadığım döneme ait. Kimliğimin Adı kısmında bu yazsın, evet. Ölüyken zaten bir kimliğim olmadığı için, ben kendime Teorik Deli diyorum. Çok sıcak geliyor bana bu isim, sanki daha önce kullanmışım gibi. Deja-Vu’yu mu düşündün? Yok yok, öyle değildir. Niye öldüğüme gelecek olursak; çok saf biriydim ben. Zekam vardı biraz; ama sürekli olmayan şeyleri kafamda yaşadığım için ve diğer insanların da bana benzer olduğunu düşündüğüm için saftım. Onlara benzemektense saf kaldım, olabildiğince. Bir çok şey düşündüm. Kimi zaman bir dünya, evren; kimi zamansa bir ürün. Düşünü kurduğum dünya ya da evren başkaları tarafından yapılmadı da, o ürünlerin bir kısmı yapıldı ve ben sadece seyrettim. Şimdi ölüyüm ve düşlediğim her şeyi yapmak için hazırım. Öç almak gibi düşünebilirsin belki bunu; ama yapacağım. Çok şey düşündüm bugüne kadar. Zaman makineleri, evreni dahi yok edebilecek cihazlar, herkesin faydalanacağı cihazlar ve O. Çok düşündüm, çok kafa yordum. Bazılarına evren izin vermiyor gibi gözüküyor, belki başka bir oyundur. Oyunları severim, söylemiş miydim? Çok oyun oynardım çocukken, tek başıma, odamda. Çoğunu bir fotoğraf gibi hatırlıyorum, içeriklerini hatırlamıyorum tam anlamıyla; ama çok derin oyunlardı, hâlâ etkisindeyim, ölüyken bile. Ben kendimi anlatmayı hiç sevmedim; çünkü anlatmayı beceremedim. Kitap okumayı sevmem, şiir sevmem, reel olmayan şeyleri okumayı hiç sevmem. Olabilitesi olan şeyler olsalar dahi, sevmem. Evet, düşünecek olursak sürekli hayal kuran biriyim ve bu hayallerden uzaklaşmak için kitap okumak gibi bir saçmalık olamaz. Onlar da başkalarının hayal gücü, bir de benimkine onlar eklensin istemiyorum. Her neyse, ne diyordum? Beni tanıyacaksın bir gün; ama sadece görsel, bilmeyeceksin içimi. Yazdığım hiçbir şey olmayacak, yaptığım şeylerden de anlam çıkartamayacaksın. Belki sen çıkartamayacaksın; ama bir gün birinin bunu başaracağına hâlâ inanıyorum. Sebepsiz hiçbir şey yoktur, sebepleri bulursan eğer zaten çözersin her şeyi. Bu da bir ipucu olsun sana, eğer gerçekten meraklıysan. Şu ana kadar yazdığım bin küsür kelimeyle senin kafanda bir sürü resimler çizdirdim, güzel bir şey bu. Eğer zaten buraya kadar geldiysen, gerçekten merak etmişsindir diye düşünüyorum. Sadece ölümümü değil, her şeyi ve beni.
Dışarıdan kuş sesleri geliyor. Artık bir ölü olduğuma göre ve istediğimi yapabildiğime göre, nihayet uçmayı başaracağım. Evet, evet… O ağaç dalına oturunca kuşlar gidecek de, elbet bir gün gelirler yanıma. Sonuçta tanımıyorlar beni ve tanımak isteyecekler bu garip şeyi.
Benim adım Utku ve ben bir ölüyüm. Ha, bir de hayalperestim. Ve “Dum spiro spero” sözünü çok severim, şimdi gitmeliyim. Güle güle…