güneşten aya yürüyordu adam
gerçekten yanılsamaya atıyordu adımlarını,
sessiz ve narince…
rüzgara karşı yürümüştü önce,
güneşe doğru kısık gözlerle
canını çok yakmıştı gerçek, şuan yaktığı gibi
ağlayamamaktan boğazın düğümlenmesi,
sözcüklerin anlamına gizlendi yine…
elinin elimi ısıtışının,
sana sarıldığımda yüreğimin alev almasının bir anlamı var…
evren kadar derin, sevgi kadar sonsuz
yumuşacık yanaklarına düşen damlalar,
ruhumu sağanak yağmurlara gömüyorsa,
bu adamın kalbi ellerindedir…
şu kısa hayat sona erene kadar
ama bir aşka sahip çıkmak için çok geç…
adamın kalbindeki kırıklar,
meleğinin o güzel gözlerinden akarken
ne sevdadan kaçış var,
ne de vakti gelen sondan
adam son kez baktı gözlerine, kalbi paramparça…
bitti mi peki?.. biz bittik mi?.. aşk bitebilir mi?
cümleleri tüm benliğinde yankılanirken…
Yazar Arşivi
güneşten aya yürürken…
hayat
hayat;
nefes aldığımız anla,
verdiğimiz an kadar kısa…
nefesini ne kadar tutabilirsin?
yabancı
göğüs kafesime sığmıyor kalbim,
parçalıyor onu ve kendini
bütün bu karmaşa ve çıkmazlar…
hayalleri öğütüyor zaman…
ağır ağır ruhuma dolduruyor kederi
düşen adam ayağa kalkıyor bir zaman,
yerde yatan ruhu bırakıp ardında
korkar oluyor sonra aynaya bakmaktan,
gülümsüyor aynadaki yabancı deli deli…
göz yaşları akıtıyor kanatlarım
yavaş yavaş çürüyor ruhum
ölüyor içimdeki tutkular an ve an
yapmak istediklerim çok…
hayaller kadar sonsuz
gerçeğin rüzgarı savurur onları,
mantığın sözleri yere çektikçe
bir kuştur ruhum,
uçar geceden gündüze…
düşmemek için her kanat çırpışında,
bir tüy düşer kanatlarından
kayar gider bir güzel düş,
narin havada süzülür
toprağa düştüğünde
yüreğim acıyı tadar
ve ölür isteklerim çürüdüğünde
şimdi zor görmem dünyayı bütünüyle
bedenim sert toprağı yakınında hissettikçe
…
…zor bir soru bu… gerçekten zor!
Ölümü yaşayarak her gün, her an mı ölmeli…
yoksa kendini öldürme bencilliğini mi kabullenmeli…
zor… gerçekten zor…
ceset hayat
ne yeter ki bunu anlatmaya…
kaç kelime var elimde?
yıkılan hayallerin,
hafızaya kazındıkları noktalara,
dokunduğunda kanatmayan,
bir an var mıdır hayatta?
yürüyen bir gölge yaşam…
ölümden habersiz ölülerin,
kendilerini avutma sahnesi
duru kalplerin acı girdabı…
umudun sonsuz yanılgısıyla,
hislerin işkence çarkında
çıkarsa da beynin gerçeği,
yalan kılıfından kıvrakça
inanamazsın tüm olanlara
konduramaz yüreğin, bilsen de
inançsızlık siler yavaşça,
feda ettiğin ne varsa
kalır geriye sevdan sadece…
hüzüne sarılan yaşlarla
her gece bakarsın karanlık göğe
bir yıldız bile gülümsemezse…
senin mahvındır!
dünyaya yalvarırken dön diye,
onun durup, yayması ölümü ömrüne
geceden…
ya karanlık ve huzuru ver bana,
unuttur yaşamı…
ya da yıka bulanık suyunda,
arınmaz ruhumu…
gece olurken beni sarmala,
dünya gözlerimi kapadığında
zor belirsiz…
zor anlar var hayatta…
havanın ciğerlere ulaşmaya direndiği,
gözlerinizin titrerken, ağlayamamaktan ağrıdığı,
hayallerin umutlarca terk edildiği,
belirsizliklerin dallanıp budaklanan
silik yollara çevirdiği hayatta…
bir hisse dair…
karsız kış günlerinde yazı özlemek gibi,
yazları da güneşten bunaldıkça düşlemek gibi
kar tanelerinin avucunda eridiğini…
yokluğunda hayalini kurmak,
o hayale sahip olana tahamül edememek bazen,
bazen de o seninken hiç kimseyle paylaşmak istemektir
bencilcedir hep… bazen masumdur, hastalıklıdır bazen de
ve önlenemez bir histir, çok sevilen şeylerde…
beni öldür!
beni öldür, al hislerimi
durduramam onları
içimde büyüyüp sonsuzu aştılar
beni öldür, vererek aşkı
sevgini okşayamam
tereddüt titretirken seni
beni öldür, giderken
ellerindeyken kalbim
düştükçe gözlerime yürür kanım