Tarayıcınız bu site için -ve hatta günümüz internet teknolojisi için- yetersiz durumda. Lütfen tarayıcınızı güncelleyin.

Önerdiğimiz bir kaç tarayıcı:

Firefox 3.5+
Google Chrome 1+
Safari 3+
Opera 9.5+

Gizle

Bizden Zarar Gelmez

Kim demiş zarar gelir diye?

Yazar Arşivi

Blur

Yolun sonunda ne var
Kimse söylemedi mi sana
Sen neye inandın ya da güvendin
O yolda tek başına yürürken
Durup geriye baktığında
Mutlu etti mi gördüğün harabeler seni
Sen ne başardın ki
Başarısızlıktan başka
Sen aynada ne gördün ki
Kendi bencilliğinden başka…

yeniden…

Gelmiş geçmiş ortada diye
Gelecek yok olmaz ya
Geçmişin kabulümdür
Geleceğine kabulünsem eğer
Hadi ver elini korkma
Geleceğine bak işte orada
Hadi tak kanatlarını korkma
Vuramazlar seni ben varım burada
Alamazlar beni sen varsın yanımda…..

O rüyada…

Söylenenler, olanlar yalan değildi
Sadece olanlardı…
Belki olmaması gerekenlerdi
Belki de çok bencilceydi…
Ama olmuştu işte bir şekilde
Şimdi ne unut gitsin denebilirdi
Ne de bunlar olmadı…
Olanlar,
Kaosun eşiğinden atılan bir adım gibi geliyordu şimdi
Zamanı geri alabilsem acı daha az olur muydu?
Bunları düşünmek yoruyor, üzüyor
Kendi karanlığımla mı yüzleşiyorum?
Olanlardan bir adım sonrasını,
Yapamayacağımı bile bile…
O çizgiyi aşmak
Bir rüyayı gerçeğe taşımak
Ve sürdürememek…
O gece başlayan ve biten bir rüyaydı demek
Bencilce kaçmak mı olur?
Uyan ve unut demek
Acımasızca mı olur?

Yeni doğandan başka ne var ki beyaz bu dünyada
Zaman günbegün karartıyor her şeyi
Ve bende o döngüde kararanım
Ölüme kara gidecek olanım!
Başka yerde ya da boyutta
Belki ben,
Belki de her şey beyaz
Ama varlığımın ait olduğu yerde
İşler böyle yürümüyor

Var olan bende göremediğin neler var
Bunları hiç düşündün mü?
Bir kez olsun sadece bakıp gördün mü?
Bencil ve acımasız yanlarımı…
Olabilir mi diye bir adım attığımı,
ve daha fazla yürümeyi başaramadığımı…
Hiç bunları görebildin mi?
Dönüşü olmayan bir hata yaptığımı,
Bunun  ağırlığı altında her saniye ezildiğimi?
Beni karartan gerçekleri hiç görmek istedin mi?

O rüyada her şey gerçekti…
Ve uyanma vakti gelmişti…

Artık biliyordu…

Günler geçmiyordu
Akıl hep doluydu
Düşünüyor düşünüyor ve düşünüyordu
Gözünün önünde hep O dolaşıyordu
İhtimaller sahneleniyordu
Her sahne daha bir güzel gözüküyordu

Artık biliyordu, O’nu istiyordu…

Her anını O’na ayırıyordu
Kaçırmak istemiyordu zamanı
O’nunla yürümek, O’nunla koşmak istiyordu
Olan olmayan tüm zamanlarda
Günbegün yürüyordu O’na
Her adımda gözleri ışıldayarak
Kalbi hızla çarparak…
Gecenin ışığı yol gösteriyordu
Umuda, özleme, sevgiye…


Ve adı konmamış bir ayın 15′inde
Var olan evrende
Gerçek bir hayalde
Bulacaktı O’nu
Biliyordu…

Her gece gelen:Dum…

Kulağa fısıldanan bir masal….

Her şeyi güzel kılan sevimli Dum’lar…..

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, insanlardan çoook daha ufak çok şirin yaratıklar varmış. Efsanelerde derler ki, insanlara akıl bu minik canlılardan gelmiştir. Her birinin hayalet gibi süt beyazı teni ve simsiyah kocaman gözleri varmış. Kışları tenleri gibi bembeyaz tüyleri çıkarmış. Bu canlılar o kocaman gözlerine rağmen, pek az görürlermiş dünyayı. Hepsi, kendi kurdukları güzel bir şehirde yaşarmış; peri masallarındaki gibi şatoları bile varmış.

Bu canlıların adı Dum, kurdukları parıltılı şehirlerinin adı ise Dummu imiş. Şehirleri güneş altında sanki bir rüyaymış gibi görünürmüş. Bunu gören insanlar oradan ayrıldıktan sonra hep rüya gördüklerini sanarmış. Geceleri ise, Ay ışığı altında o kadar güzel görünürmüş ki şehirleri; gören tüm insanlar tutulurmuş Ay’a ve yıldızlara. Her bir yıldız süslermiş şehirdeki evlerin çatılarını ve Ay daima şatonun üzeirinde gibi gözükürmüş görkemli bir biçimde.

Dum’lar aslında insanlar için buradaymış ve insanlar onları hiç fark etmezmiş. Rüyalardan çıkma gibiymiş her şeyleri çünkü, anlayamazmış insanlar. Dum’lar her gece uzak bulutsulardan gelen isteklerle, kendilerine söylenen 7 insanın her gece yanına giderlermiş; ama her gece farklı bir kişiye. 49 tane Dum yaşarmış sonsuzluk başladığından beri ve sonsuzluk biteceği güne kadar yaşayacaklarmış.

Her gece eşit sayıya ayrılıp bu 7 kişiyi ziyaret ederlermiş. Kulaklarına hikayeler anlatıp, gözlerine renkler gösterirlermiş. Bazılarına sırf eğlenmek amaçlı kötü şeyler anlatırlarmış, sırf korkunun varlığını hissetsinler diye ve sırf sadece rüyalarında korkuyla başa çıkmayı öğrensinler diye. Ve bazılarına anlattıklarını yaşatırlarmış, uyurken insanlar. Uyurken hissedebilen her insan irkilirmiş ve suratını şişirip kaşlarını çatarmış. Komikmiş; ama çok mutlu edermiş insanları. Ve bazılarına nice fikirler anlatırlarmış. Kimisine evreni, kimisine olmayanları.

Sırf dünya insanlar için daha güzel olsun diye yaparlarmış bunları her gece, yılda tek gece hariç. O gece uyurlarmış, kendi geliştirdikleri takvime göre her yılın 54. günü. Küçük bir çocuğun da uyuyamayıp evden çıkması, o 54. güne denk gelmiş. Çocuk ormanın derinliklerine girmiş. Korkmayı bilmeyecek kadar çocukmuş ve etrafı görebileceği kadar dolunay varmış gökyüzünde. Yürüdükten biraz sonra çok güzel bir parıltı görmüş ileride, koşmaya başlamış cıvıltılar saçarak. Ve gelmiş Dummu şehrine. Rüya olmadığını anlayacak kadar çocukmuş. Her şeyi oyuncak sanmış, parıltılar içindeki her bir evi, şatoyu. Hiçbir Dum duymamış çocuk cıvıltılar saçarak oyunlar oynarken kafasından. Ve sabah olmuş, çocuk Dummu’nun ortasında cenin gibi yatıyormuş, çimenlerin üstünde. Sapsarı saçları varmış. Dum’lar çok şaşırmış. Hepsi birden çocuğu sevmişler, son bir defa. Ve hepsi birden hikayeler anlatmış, son bir defa.

Anlamışlar, görevleri bitmiş Dünya’da ve artık gitmeleri gerekiyormuş bu güzel yerden yeni bir “Dünya”ya… Çocuğa son bir defa bakmışlar ve O’nu son bir defa öpmüşler. Hepsinin o simsiyah gözlerinden kristal parlaklığında yaşlar süzülmüş. Şekillendirdikleri bu dünyayı terk ediyorlarmış; ama insanlar var oldukça izleri yaşayacakmış bu dünyada. Mutlularmış; ama bir yandan da hüzünlü. Ve silinmişler bir anda görünürden. Çocuk uyuyormuş hâlâ, gittiklerinde. Ve birkaç saat sonra göbeğinin üstünde cıvıldayan masmavi bir kuşun sesine uyanmış. Etrafına baktığında parıltılı evler yokmuş artık, ormanı süsleyen çiçekler ve hayvanlar varmış.

Çocuk annesinin endişeli sesini duymuş, ağlıyormuş annesi. Çocuk annesine seslenmiş ve sonunda kavuşmuşlar. Çocuk yine cıvıltılar saçıyormuş, annesiyse mutluluktan ağlıyormuş. Sarılmış iyice, sarılmışlar. Sonra yürümeye başlamışlar annesinin elini tutarak ormanda, eve doğru. Çocuk yaşadıklarını anlatmış, annesi ise rüyasını dinlemiş ve hiç anlamamış. Çocuk ölene kadar hatırlamış o geceyi ve çok mutlu yaşamış ömrü boyunca…

(anlatıcıya teşekkürler)

…o gece…


ilk kez bu kadar derindeyim
hem içimde hem de içinde
biz ilk kez mi tartışıyoruz?
evet evet bu ilk
ama dilerim ki aynı zamanda sondur…

neden böylesine korktum ki ben
neden kaçtım ki senden
ve neden dönüp dolaşıp sana geldim
engel olamadım
neden durduramadım kendimi

vicdanımın sızısı değildi sana verdiğim
içimden geçendi, istediğimdi

içimdeki korku nedendi bilemedim hiçbir zaman
düşümde hep beyazdım
sana geliyordum
evrenden bağımsız bir yerdi
olmayan bir boyuttu
içimde, aklımda, beynimde
ben melek sen ucube uçabiliyorduk göklerde

kararsızlığımdı aslında uzaklığım
gözlerinde kendimi görmekti huzurum
saf sevgindi mutluluğum
çok derinde bir yaraydın
ilk ayın 17′sinin gecesiydi kanadın…