Kulağa fısıldanan bir masal….
Her şeyi güzel kılan sevimli Dum’lar…..
Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, insanlardan çoook daha ufak çok şirin yaratıklar varmış. Efsanelerde derler ki, insanlara akıl bu minik canlılardan gelmiştir. Her birinin hayalet gibi süt beyazı teni ve simsiyah kocaman gözleri varmış. Kışları tenleri gibi bembeyaz tüyleri çıkarmış. Bu canlılar o kocaman gözlerine rağmen, pek az görürlermiş dünyayı. Hepsi, kendi kurdukları güzel bir şehirde yaşarmış; peri masallarındaki gibi şatoları bile varmış.
Bu canlıların adı Dum, kurdukları parıltılı şehirlerinin adı ise Dummu imiş. Şehirleri güneş altında sanki bir rüyaymış gibi görünürmüş. Bunu gören insanlar oradan ayrıldıktan sonra hep rüya gördüklerini sanarmış. Geceleri ise, Ay ışığı altında o kadar güzel görünürmüş ki şehirleri; gören tüm insanlar tutulurmuş Ay’a ve yıldızlara. Her bir yıldız süslermiş şehirdeki evlerin çatılarını ve Ay daima şatonun üzeirinde gibi gözükürmüş görkemli bir biçimde.
Dum’lar aslında insanlar için buradaymış ve insanlar onları hiç fark etmezmiş. Rüyalardan çıkma gibiymiş her şeyleri çünkü, anlayamazmış insanlar. Dum’lar her gece uzak bulutsulardan gelen isteklerle, kendilerine söylenen 7 insanın her gece yanına giderlermiş; ama her gece farklı bir kişiye. 49 tane Dum yaşarmış sonsuzluk başladığından beri ve sonsuzluk biteceği güne kadar yaşayacaklarmış.
Her gece eşit sayıya ayrılıp bu 7 kişiyi ziyaret ederlermiş. Kulaklarına hikayeler anlatıp, gözlerine renkler gösterirlermiş. Bazılarına sırf eğlenmek amaçlı kötü şeyler anlatırlarmış, sırf korkunun varlığını hissetsinler diye ve sırf sadece rüyalarında korkuyla başa çıkmayı öğrensinler diye. Ve bazılarına anlattıklarını yaşatırlarmış, uyurken insanlar. Uyurken hissedebilen her insan irkilirmiş ve suratını şişirip kaşlarını çatarmış. Komikmiş; ama çok mutlu edermiş insanları. Ve bazılarına nice fikirler anlatırlarmış. Kimisine evreni, kimisine olmayanları.
Sırf dünya insanlar için daha güzel olsun diye yaparlarmış bunları her gece, yılda tek gece hariç. O gece uyurlarmış, kendi geliştirdikleri takvime göre her yılın 54. günü. Küçük bir çocuğun da uyuyamayıp evden çıkması, o 54. güne denk gelmiş. Çocuk ormanın derinliklerine girmiş. Korkmayı bilmeyecek kadar çocukmuş ve etrafı görebileceği kadar dolunay varmış gökyüzünde. Yürüdükten biraz sonra çok güzel bir parıltı görmüş ileride, koşmaya başlamış cıvıltılar saçarak. Ve gelmiş Dummu şehrine. Rüya olmadığını anlayacak kadar çocukmuş. Her şeyi oyuncak sanmış, parıltılar içindeki her bir evi, şatoyu. Hiçbir Dum duymamış çocuk cıvıltılar saçarak oyunlar oynarken kafasından. Ve sabah olmuş, çocuk Dummu’nun ortasında cenin gibi yatıyormuş, çimenlerin üstünde. Sapsarı saçları varmış. Dum’lar çok şaşırmış. Hepsi birden çocuğu sevmişler, son bir defa. Ve hepsi birden hikayeler anlatmış, son bir defa.
Anlamışlar, görevleri bitmiş Dünya’da ve artık gitmeleri gerekiyormuş bu güzel yerden yeni bir “Dünya”ya… Çocuğa son bir defa bakmışlar ve O’nu son bir defa öpmüşler. Hepsinin o simsiyah gözlerinden kristal parlaklığında yaşlar süzülmüş. Şekillendirdikleri bu dünyayı terk ediyorlarmış; ama insanlar var oldukça izleri yaşayacakmış bu dünyada. Mutlularmış; ama bir yandan da hüzünlü. Ve silinmişler bir anda görünürden. Çocuk uyuyormuş hâlâ, gittiklerinde. Ve birkaç saat sonra göbeğinin üstünde cıvıldayan masmavi bir kuşun sesine uyanmış. Etrafına baktığında parıltılı evler yokmuş artık, ormanı süsleyen çiçekler ve hayvanlar varmış.
Çocuk annesinin endişeli sesini duymuş, ağlıyormuş annesi. Çocuk annesine seslenmiş ve sonunda kavuşmuşlar. Çocuk yine cıvıltılar saçıyormuş, annesiyse mutluluktan ağlıyormuş. Sarılmış iyice, sarılmışlar. Sonra yürümeye başlamışlar annesinin elini tutarak ormanda, eve doğru. Çocuk yaşadıklarını anlatmış, annesi ise rüyasını dinlemiş ve hiç anlamamış. Çocuk ölene kadar hatırlamış o geceyi ve çok mutlu yaşamış ömrü boyunca…
(anlatıcıya teşekkürler)
[...] bir hikayedir bu ve ilk kısmında 3 bölümü bulacaksınız. Okumaya başlamadan önce “Her Gece Gelen: Dum“u okumanızı öneririm. Doğrudan alakası vardır ve üçüncü bölümdeki bir anlık [...]