Tarayıcınız bu site için -ve hatta günümüz internet teknolojisi için- yetersiz durumda. Lütfen tarayıcınızı güncelleyin.

Önerdiğimiz bir kaç tarayıcı:

Firefox 3.5+
Google Chrome 1+
Safari 3+
Opera 9.5+

Gizle

Bizden Zarar Gelmez

Kim demiş zarar gelir diye?

Eylül 2nd, 2010 için Arşiv

Bahar,Tehlikelidir!

Bu ,dört sabahın en soğuk olanıydı.Sağ tarafımda saksıya ekilmiş en az yirmi farklı çeşit çicek vardı.Sadece ortancaya gözümü dikip uzun uzun bakmıştım.Kendine bile bakamayan adamın bu çiçeklere olan ilgisi nerden geliyor acaba diye düşünüp,bardağımdan arta kalan suyu kuruyan ve adını bilmediğim mor bir çiceğe döktüm.Kendimden başka canlıya bakmaya başladığımda küçücük bir çocuktum.Köpekler,tavşanlar dört yıldır yaşayan kocaman kaplumbağalar ve diğerleri..

Ama yaşamaya karar verdiğimden bu yana bir de kendimin yanında canlıya bakma fikri zor görünüyordu.Böyle bir terasım olsa güzel bir masa atar,üzerine yeşil bir örtü serer ve sabaha kadar içer,önümdeki incir kokusundan hoşnutluğumu belli eden bir gülümsemeyle akşama kadar yazardım.Karşıdan bana bakan gibi sevimli bir hayvancık bulup,arada tüylerini sevebilirdim.Fakat bu deniz kokan şehirde kalmayacaktım.Gideceğim yer kuru ve terliydi.Oysa düşlediğim yer bu ülkenin kuzeyine düşüyordu.Yer yön ayrımı yapmayı dört günde öğretmişti bana bu şehir.Hayır kendim öğrenmemiştim.O kafama kafama doğrultuğu yön telaşıyla çağırdı beni.

Beş yıldır tanıyordum onu.Zaman zaman birbirimize destek olmuşluğumuz vardı.Güzelim masayı bırakıp insan kalabalığına karışmak istememiştim.O istemişti.Hızlı hızlı yürüyordu  ve ona yetişmeye çalışıyordum.Daha büyük adımlar atmaya başladım ama sonu yoktu.Kendi haline bıraktım.Bir süre kendi kendine konuştuğunu fark etmeyip,yürümeye devam etti.Bir taraftan yıllardır konuşmamış gibi seri ve devrik cümleler kuruyordu.Bu farklı diyordu.Bu sefer farklı.

Ona inanıyordum çünkü hayatı tek yada en fazla haftalık ilişkilerinden ibaretti.Kadınların vücutlarına ve cinsel çekimine aşıktı.Bu defa ise çıplak kolun onu sarmaya hatta ve hatta sevmeye yettiğinden bahsediyordu.Bütün mimikleri söylediklerini onaylarca,ona katılıyordu.Bir sigarayı söndürüken diğerini yakıyordu.Derin nefesler alıyordum ve teras aklımdan gitmiyordu.Güzel bir müzik ve yeşil masa.Onu yüce iç sesiyle orada bıraktım.Ve çokta iyi bilmediğim birkaç kez tek başıma gezindiğim sokaklardan geçtim.İçimi bir karamsarlık kapladı.Hava serindi.Neşesizdim ve önüme bakıp yürüyordum.Bir suçlu arıyordum ve bulmuştum.Suçlu;kocaman kafası olan küçük bedenli bir hatundu.Her şeyin hesabı ondaydı.Planları tıkır tıkır işlemiş ve herkesi başından savurmuştu.

Etrafta kimse yoktu.Eskisi gibi ıssızdı bu kıyı.Sağ tarafımda bir çift vardı ve onlarda zaten sadece birbirlerini görüyorlardı.Şu durumda durduracak kimse yoktu beni.Sallanan saçlarımı yüzümden elimle ittim ve önce mavi tişörtüm ardından diğerleri.Deniz sıcaktı,etraf hala bomboş.Bulutlar güneşi kapattığında üşümeye başlamıştım.Dinginlik diye buna derdim.Netlik diye buna.Karışık gelmedi o an hiçbir şey.ve bu durumdan rahatsız olup aceleyle karaya çıktım.üzerime giysileri geçirip kadıköye kadar ıslak saçlarla yürüdüm.Tuz  kokuyordum.Karışıklık kokuyordum.Kara insanı gibi telaş kokuyordum.İşte şimdi normale dönmüştüm.Hang on little tomato yu söyleyerek yürümeye devam ettim.Saçlarım kurudukça turuncuya dönüyor,makyajsız yüzüm nefes alıyordu.

Herkes bir şeyler bekliyor ve birilerine olan duygularından bahsediyordu.Ben ise ,sadece ayakta kalmanın ve şarapların tadını arıyordum.Yalnızlığın kötü değil aksine alışmam gereken bir gerçeklik olduğunu pekiştiriyordum.Bazen bir aksaklık çıkıyor ve yalnız olmaya zorlandığım bir ara, ilk gördüğüm adama aşık oluyordum bu bir,film yıldızı,balıkçı olabiliyordu.Sonra geçtikçe günler,diğer insanlardan farklı olarak yeni yöntemler buluyordum.Bu yüzden hiç hesapta yokken güneş içime sızmayı başarıyordu.

Can’t understand a word, half of the stuff I’m sayin.


İşte biliyordum gücümü.İşte ilk defa ve son defa bir adam bana kendime güvenimi soruyordu.İyi de yapıyordu aslında.Başım dik ve çakma deniz havası verilmiş bir göl kenarında bulutsuz gökyüzüne bakarak,ona kendime olan güvenimi anlatıyordum.Fakat konuşmadan yapıyordum bunu.Çünkü tanrı biliyor ya hep direndim.Konuşarak yada yazarak ve en çok susarak.Ve eğer bir tanrı varsa biliyordur direnişimi.Kendime direnmek bile başlıcaydı zaten

.Birgün gideceğini biliyorum bay Henry ve yine biliyorum ki öleceksin.Öleceğim.

Zamanında ölümü az isteyip çok denemişliğim yoktu fakat kaybolmayı hep istemiştim.Yitmeyi ve belki toz bile olmamayı.Ama her defasında ne olduysa,yaşamaya devam etmiştim.Sert bir kahveyi yada evime kadar gelip cebinden üç adet marlboro çıkarıp dışarı çıkmama isteğimi pekiştiren insanlar vardı ve o vardı onun çok adı vardı şuan hangisini kullanacağımı bilemedim.

Güçlü bir kadındı o.Siyah yumuşak saçları gözlerinin yanına kadar inmiş.Ona bir adamdan bahsettiğinizde gözlerinin hala,yıllardır olduğu gibi parladığını hissedebiliyordunuz.Dalgalarının denize vurduğu engin nehirlerde ergen kurbağaları vardı.
-”Düşünmeden hareket ediyorum.ve gittikçe gözü kara bir aşıktan farkım kalmıyor.Hiç hoş değil yada harika.”dediğimde
-”doğru olduğuna inanıyorsan çok güzel ama değilse bi felakete  doğru koşuyorsun”demişti.

Koşuyordum.İnanın.İlk defa bu kadar hızlı ve tez ve ani hareket ediyordum.Bu durumda doğruluk yanlışlık ortadan kalkıyor bizimle birlikte faklı çerçeveli saçma sapan bir zamanda görünüyordu.Hızlandıkça kısalıyor ve küçülüyordu engeller.Fizik kuralları gibi görünsede tamamen uzaktan sırıtıyordu,görelilik.

..

….

Yağmuru ve rüzgarı çok severim dedim.Henry yüzüme gülümseyerek baktı ve başka diye sordu.Bu kadar dedim.Gerçekten de bu kadardı,onun yanındayken sevdiğim her şey bundan ibaretti.
Ardından onun hayatını yaşayamayacağımı hissettim ve evet yaşamayacaktım.Geleceğimi oturduğum yerden görmek güçtü fakat onunda benim hayatımı yaşamak gibi bir düşüncesi yoktu.İyi ki de yoktu.Beni ben yapanların tükendiği bir zamana rastlamış olmam,hiç kendim olamamışlık sayılırdı benim krallığımda.

*başlık;phoenix-everything is everything