Tarayıcınız bu site için -ve hatta günümüz internet teknolojisi için- yetersiz durumda. Lütfen tarayıcınızı güncelleyin.

Önerdiğimiz bir kaç tarayıcı:

Firefox 3.5+
Google Chrome 1+
Safari 3+
Opera 9.5+

Gizle

Bizden Zarar Gelmez

Kim demiş zarar gelir diye?

Haziran, 2010 için Arşiv

~ kadın dalgadır~ ~


Önce geldiği yere gitti ve ardından hemen gittiği yerden,olduğum yere geldi.Anlamıştım her şeyi.Oysa ne kadar da basitmiş bu kare doldurmalar ve ne kadar kolaymış iki cümleyi yanyana getirip ölmek istediğini yazmak.O yüzden öfkeliyim herkese.Elinde silah olana,iki bacak arasında taşıdığına,kalbindeki tıkalı direnişlere..her şeye kızgınım.Ne erkek olabiliyor ne de doğru düzgün bir kadınla sevişebiliyordunuz.Öldürüyordunuz.Toplumsal bir yazı yazmak değildi amacım oysa az önce,bir elim şaşkınlığımı gizlemek için olacak ki;ağzımdaydı,diğeri ise siyah beyaz bir gazete tutuyordu.Sayıp sövmelerim yanıma kalmıştı.Günü gelir usulca durgunlaşır ve günü geldiğinde de aşıp çoşardım işte.Arada bir balkondan baktığımda güneşe;kana batıp çıkmışlığı ve çırılçıplak yorgun vücutlar geliyordu gözlerimin önüne.Utanç içinde küçük deliklere saklanmak istiyordum ben.ve neyse ki sevgilim yanımdaydı.Elinde çay kokan ıhlamur bardaklarıyla bana doğru yürüyordu.O anda unutuvermiyordum ama kızmaya,öfkelenmeye ve lanet yağdırmaya ara veriyordum.
Seni dinleyeceğim diyordum.Çünkü beni hep oraya götürüyorsun;o kısa boylu yeşil ağaçların olduğu,yüksekten kayalıklara kadar çarpan suyun sesini duyduğum gölge çimlere..mavi elbiseme.

Sonra ben anlatmaya başlıyordum.Benimkide böyle bir hayat;sessiz ama kalabalık ,çok dingin ama durgun…
Sıradan bir yalnızlık değil giderdiğin,bir kesit hayattan.Uzun ve devamlı bir kesit diyorum.Ihlamurundan bir yudum alıyor ve incir rakısını anlatmaya başlıyor.Gökyüzüne bakarak dinliyorum onu.yanımda olduğunu bildiğim bir o.Şimdilik o.Gidecek belki ve bende ondan önceki hayatıma ,şikayet edip iki tarafıma çatmalarıma devam edicem.Hiç birisinin garantisini veremem dostum biliyorum.
Kadınlar olarak yetiştirdik kendimizi,dik olmalıydık en küçük bireyinden,ihtiyarına ve şimdi aklıma takıldı;
**  “Kadın dalga mıdır?” gerçekten;yani değişenlerimiz miydik,değiştirdiklerimiz miydik? yoksa hep sabit düşünceli koca bir kara kutumuyduk bizler.Fikirlerimiz değişirken biz de el verip yardım diledik mi hiç beklemediklerimizden.Farketmediniz mi yoksa hep biz sevdik ve hep biz sevildik.Kimimiz adam sandık karşımızdakini yanıldık,kimimiz bildiğimiz halde yanılmak istedik ama kararları hep biz verdik.En batısında en doğusuna ,en çok biz sevdik.Karşılığında aldıklarımız mı ?
tarihimiz,bütünlüğümüz,tarifimiz ve kısacası;
-elbette “kendimiz” olduk.
—evet kadın dalgadır,
sessiz çılgın bir gecede karaya vuran,geldiği gibi gitmesini bilen ve her saniye her dakika değişebilen;rüzgarla!

**shakespeare

geceden…

ya karanlık ve huzuru ver bana,
unuttur yaşamı…
ya da yıka bulanık suyunda,
arınmaz ruhumu…
gece olurken beni sarmala,
dünya gözlerimi kapadığında

zor belirsiz…

zor anlar var hayatta…
havanın ciğerlere ulaşmaya direndiği,
gözlerinizin titrerken, ağlayamamaktan ağrıdığı,
hayallerin umutlarca terk edildiği,
belirsizliklerin dallanıp budaklanan
silik yollara çevirdiği hayatta…

bir hisse dair…

karsız kış günlerinde yazı özlemek gibi,
yazları da güneşten bunaldıkça düşlemek gibi
kar tanelerinin avucunda eridiğini…
yokluğunda hayalini kurmak,
o hayale sahip olana tahamül edememek bazen,
bazen de o seninken hiç kimseyle paylaşmak istemektir
bencilcedir hep… bazen masumdur, hastalıklıdır bazen de
ve önlenemez bir histir, çok sevilen şeylerde…

beni öldür!

beni öldür, al hislerimi
durduramam onları
içimde büyüyüp sonsuzu aştılar
beni öldür, vererek aşkı
sevgini okşayamam
tereddüt titretirken seni
beni öldür, giderken
ellerindeyken kalbim
düştükçe gözlerime yürür kanım

karanlıkta kurur ağaçın

Durup düşüncenin derinliklerine daldığın anlarada
Kafandaki tüm sesler birleşip aynı şeyi fısıldadığında
Özgürlüğün kızgınlığı sönüp karanlıkta uzaklaştığında
Yanacak düşlerin, içindeki ağaç kuruduğunda
Kapalı gözlerin kara bir bağla, soğuk betonda ilerliyor kör adımların
Bilinçsizce eziyorsun başka düşleri… Her adımda daha da sessizleşiyor kalbin
Dönüşü olmayan boşluğa giderken, önce düştü hislerin yavaşça
Kaskatı bir demir olurken ruhun, üşümüyor artık ayakların ölümün soğukluğunda
Çiğnerken masum ve güzel olanı, titremiyor bir an bile için
Korku fısıltıları seni sarıp, özgürlük çığlıklarını susturduğunda

bir yıl sonra (haziran 15)

hüzün çevremizde dolaşıyor…
kan damlaları sızıyor kalp çanaklarından,
fazla doluyuz biz hayat şarabıyla
bilinmez çoğu şey; gizlenir karanlıkta
bazen iki dudak arasında
çok şey görüyorum, hissediyorum, biliyorum
bu gün gibi, o gün gibi…
şarabın tadında dostluk var, şarabı paylaşırken,
elim karanlığa değil, kardeşliğe uzanırken o gün…
sevgiyi görüp, kucaklaştım dostlarla
hüzün vardı, bizi bulan…
bizden doğan hüzünlerin yanına kıvrılan
dert çoktur hep… ve de yok aslında…
dediği gibi koca şairin, ama…
vazgeçtiklerin; tükendikçe gücün,
yakalar yavaşlayan adımlarını
ve yoksa eğer onları birazcık bile susturacak,
bir kaç söz içinde… derin kinle saldırırlar üstüne
mutlulukla sarhoş olur ruhun, acıdan kurtulduğun anlarda
o gün… bir yıl öncesi, kayboldu köhnemiş zamanda…
bugün farklı her şey, bugün burada,
farklı bir anda değişmeyen tek şey, ben!
zihnimin içinden, dünyaya bakan benliğim
kendimle hesaplaşmalıyım yeniden…

Steve Jobs – Aç Kal Budala Kal

Steve Jobs‘ın Stanford Üniversitesi‘nde yaptığı bu güzel konuşmayı paylaşmak istedim.. Yaşadaklarımız uyuşmasa da, fikirlerimiz ve isteklerimiz çoğu yerde uyuşuyor; o yüzden paylaşmak istedim daha çok.. İzlemek istemeyip de okumak isteyen olursa diye, tüm konuşma aşağıda mevcut… Kafanıza takılmasın diye bazı linkler yerleştirdim yazının içine..

(daha fazla…)

∞0 – Karma

Yüzleşmek kendimle
Olabilecek en karmaşık diyalog
Sen yerine ben özneli cümleler
Manasız gibi gözüken sessizliğim
Aslında içimde, beynimde uçuşan kelimeler

Rüyalarımda görüyorum kendimi
Ancak hepsi korkularımla dolu
Beni nefes nefese bırakan
Cevapsız sorular soran

Gördüklerim sürekli bir hayal
Olmasalar da önümde
Var oluyorlar beynimde
Gerçeğe dair hiç izleri olmasa da
Kimi geçmişten şekilleniyor
Kimi yeni yaratılıyor

Asılsız düşüncelerim var beynimde
Sanki bana ait olmayan
Hemen hepsine yabancı kaldığım
Ve beynimden atamadığım düşlerim var
Sanki beynime zımbalanmış
Hemen hepsi canımı acıtan

Ne zaman yalnız kalsam bir melodiyle kulağıma gelen
Üşürüm korkudan ve gelecekten
Kafamın içinden sesler yükselir
Sadece benim duyabildiğim çığlıklarla
Birkaç tanesini yakalayabilirim kelimelerden
Birbirinden oldukça bağımsız

Gördüklerimi göremiyor kimseler
Tümü bir karmaşaymış gibi duran
Aslında sade ve net olgular
İzleri olsa da her birinin
Fark etmiyor kimseler

Anladıklarımı anlayamıyor kimseler
Tümü beynimdeki çelişkilermiş gibi duran
Aslında hissettiğim duygular
Kelimelere vursam da her birini
Fark etmiyor kimseler

Geçmişimdir beni var eden
Sen hiç görmesen de
Düşüncelerimdir geleceğimi var eden
Sen hiç duymasan da
Ne sorgularsın beni yoktan
Vermediğin bilgilerle
Cahilliğinle amuda kalksan
Kafan yere yakındır
Kıçın göklerde olsa da

A ile başlar tüm insani kavramlarım
Doğuştan gelse de bir kısmı
Çoğu zamanla oluştu bünyemde
Zorlasam da kendimi artık çok geç
Bir kısmı sindi benliğime
Bir kısmı olmak zorunda

Zaman aktıkça
Daha az uyku tutuyor bedenimi
Geceler sabaha dönerken
Daha az insan kalıyor içimde
Ve sabahlar uykuya izin verirse
Hayaller başlıyor beynimin içinde
Nice kabuslara gebe

İnkar edemem düşlerimi
Ancak sanmaki eskisi gibi
Zaman hafifletti içimi
Değiştirdi hayallerimi
Yeni umutlarım yeşerdi
Hayallerimden çıkmaya hazır

Yoruldum artık acılardan
Ve düş kırıklığından
Bazı şeylerim hiç değişmeyecekse de
Bazı şeylerim çoktan değişti
Yaraları çok derin
Ve hala sızısı keskin
Ancak tecrübe etsem de
Beynim saklar sebebsizce resmini
Silemiyorum, yok edemiyorum

Gidecek çok yolum
Aşılacak çok sorunum var
Söylenecek çok sözüm
Anlatamayacağım çok hayalim var
Zamanı geldiyse artık
Geçmişe saplanmamanın
Çıkıp o bataklıktan
Hayalimi kovalamalıyım
Çünkü beklemez, affetmez zaman
Beynini dahi alıp
Götürür senden uzaklara

Zamanı geldiyse artık
Hayallerimi gerçek eylemenin
Toplamalıyım tüm tecrübelerimi bir araya
Ve hayallerimi alıp düşlerden
Koymalıyım aklıma
Beynim kalsa da yarı deli
Aklım inatçıdır mantığa

Zamanı geldiyse artık
Bırakmalıyım acını arkamda
Bana rahat ve mutluluk vermeyecekse
Hayal’im artık gelişti
Beynimi durdurmak adına
Kendini gerçek etmek için

İçimde hala olan umudum
Son nefesime kadar sürecek belli
Çıksa da beynim düşlerden
Etkisi kalacak en derinlerimde
Beynimi besleyen her kırmızı
Tekrar ve tekrar taşıyacak seni
Beynim kendini temizlemeye çalışsa da

Ölüm yetmezdi seni tanımlamama
Var olmayanlarda vardı güzelliğin
Anca seni hatırlatabilirdi mehtap
İsmin saklıydı içinde

Gökyüzü, dudaklarının rengine bürünmüş
Güneş, gözlerin olmuş
Tam karşısındaki dolunay, kalbin
Ruhun burda değil, bedenin de
Sen yoksun somut olarak karşımda
Beynim hala aynı çalışır
Seni gösterir evren içinde
Karşımda olmasan da, sanarım bir anlığına
Aldanırım oyunlara, beynimin kurguladığı
İstediğim olsa da sevgin
Kabul edemez hayat
Yalnızlığım sürse de hala
Varsın hep karşımda
Acıtsa da canımı hala, varlığın
Gerçek öyle, karşı koyamam
Yokluğun da bir, varlığın gibi
Benden uzakta, canımı acıtan
Bir şiir asla yetmemeli, anlatmama
Asla karşılık bulmamalı kelimelerde, güzelliğin
Hep eksik kalmalı birşeyler, yazdıklarımda
Asla durmamalı zaman, kalbin gibi
Ama yakalamam gerek zamanı, hep geç kalsam da

Anlatamadıklarım var
Kelimelere dökmeye korktuğum
İçimdekileri anlayamadan
Anlatamam hepsini ve seni
Ölüm çözümüm olamaz ölümüme
Sihirli duygular ve kelimeler olmazsa
Beni yaşama döndüremez

Ve elveda kelimelerim
Hayatım döngü içinde devam ettiği sürece.


Not: Güncellendi (22.06.10,00:00).

Anafor

evde olmadığını bir an için unutmuş,uyanmasın diye ayakuçlarıma basarak bomboş evde bomboş odalara açılan geniş koridorda yürüyordum sonra sokaktan giderek yükselen çöp kamyonunun sesi doldurdu evi bende ayaklarımı yere tam basıp yürüyebildim.Saat dörde henüz geliyordu,ben yine uyumuş ve şehrin insanlarının uykuya henüz daldığı bir ara uyanmıştım.Sabaha kadar uyumak istesemde bazen isteklerim sonuçsuz kalabiliyordu.Islık çalarak yazmaya başladım.Kimseye bir şey anlatma derdinde olmadığım gibi,içimden geldiği gibi yazmak başlıca derdimdi.Bütün yapmam gereken biraz daha doğru oturmak ve tüm gücümü toplamak olmalıydı şuan.Evdeki sessizliğe ve kendimle başkışmalarıma alışmıştım.Son sigaralarımı söndürüyor olduğumdan da emindim.Zaman,yeterince zaman yoktu.Birkaç sözcük yakalar insanı bütün bulmacaları çözer ve savururdu öteki başa.Sonra yine kararmaya devam eder hava.

Sürüden ‘Tek Kulak’ ayrılsa nolurdu ki,ne fark ederdi?

Saate bakıyorum dördü henüz geçiyor ve

Üşümemek için bahtaniye alıyorum üzerime,kendimde yaratıyorum karnavalımı.

Karanlıkta görülmeyen bir çok nesne gün ışığıyla aydınlanmaya başlıyordu.İyi gidiyordu,şu aralar birçok şey yerliyerindeydi,çoğu kez rayından çıkıyor ve azcık dokunmayla yeniden düzeliyordu.Yeşildi heryer.

Susmaktan ziyade biraz daha fazla konuşmanın vakti gelmiş olmalydı.Vakit geçtikçe güçleniyordum ve güçlendikçe kendi oyunlarımı kendim oynayabiliyordum.Sabah oluyordu yine,

bugünde yaşıyor olmak;

varlığına alışmaya başlamanızı gerektiren bir gerçek gibiydi.

Tamam,belki sabahın ışıkları korkuyu biraz olsun azaltmaya yarıyordu ama sessizlik devam ediyordu.Dünyamı her geçen gün biraz daha biraz daha ruhumun aynısı,aynası haline getiriyordum.Eve baktım tek tek tüm odalarına sonra yatağıma uzanıp yaşadığım mutlak yalnızlığı düşündüm.Yarın ona söylemeliyim,üstü kapalı olan hiçbir yere gitmemeliyiz.hiçbir uçurum gölgesinin üzerime düşmesine izin vermemeliyim.Geniş ve aydınlık ve kalabalık olmayan caddeler boyunca yürümeliyiz.